|
Beyin yapısının
ve fonksiyonlarının cinsiyete bağlı değişiklikler gösterdiği,
özellikle son yıllarda yoğun araştırmalara konu olmuştur. Çünkü beyin
morfolojisinde ve fizyolojisindeki bu farklılıklar hem kadın-erkek
davranışlarında önemli farklılıkları meydana getirmekte, hem de
özellikle psikiyatride pek çok hastalıkların patogenezinde ve
tedavisinde önemli role sahip görünmektedir. Kadın erkek arasındaki bu
morfolojik ve fizyolojik farklılıkları aşağıdaki gruplar halinde
özetlemek mümkündür.
Kadın ve Erkek Beynindeki Yapısal Farklılıklar
Kadın erkek arasında beyin ağırlığı yönünden farklılık olduğu ve erkek
beyninin kadınların beyninden ortalama % 9 daha fazla volume sahip
olduğu bilinmektedir. MRI ile sağlıklı kişilerde yapılan araştırmada
erkeklerin kadınlardan 91 ml. daha fazla beyin volume ve 20 ml. daha
fazla beyin omurilik sıvısı ihtiva ettikleri gösterilmiştir. Fakat
beyin ağırlığını vücut ağrılığına oranladığımız zaman, kadın erkek
arasındaki bu fark ortadan kalkmaktadır. Erkekler de sağ korteks daha
kalın ve interhemisferlik asimetride daha belirgindir. Dişilerde ise
nukleus kaudatus daha büyük, diğer bir deyimle kaudat ve hipokampus
bölgelerinin total beyne oranı dişilerde daha fazladır.
Beyin morfolojisinin cinsiyetle ilişkisini şizofrenik hastalarda
araştıran Nopoulus ve ark. 40 kadın-40 erkek şizofrenik hastada
yaptıkları araştırmada; şizofrenik erkeklerin ventriküler
volümlerinin, normal erkeklerin ventriküler volümlerinden önemli
ölçüde geniş olduğunu tespit etmişlerdir. Fakat aynı bulgu, şizofrenik
kadınlar ile aynı yaşta sağlıklı kadınlar karşılaştırıldığı zaman
bulunmamıştır. Kadın ve erkek beynindeki farklı morfolojik
değişiklikler, beyin yaşlanmasında ortaya çıkmaktadır.
Gar ve ark. Yaşları 18-80 arasında değişen 69 sağlıklı kişide MRI ile
yaptıkları araştırmada, yaşla beyin volumunun negatif, beyin omurilik
sıvısının pozitif korelasyon gösterdiği ve erkeklerdeki yaşa bağlı
beyin atrofisinin kadınlardan çok fazla olduğunu tespit etmişlerdir.
Aynı araştırmada beyin yaşlanmasının kadınlarda sağ ve sol hemisferde
simetrik geliştiği halde, erkeklerde yaşlanmanın asimetrik olduğu ve
en fazla atrofi olan bölgenin yaşlı erkeklerin sol hemisferi olduğu
vurgulanmıştır.
Bu gelişmelere bağlı olarak da, kadının yaşlılıktaki mental
fonksiyonlarının erkeklerden daha az etkilendiği ve yaşlanmanın
erkeklerde sol hemisferik fonksiyonları daha fazla bozabileceği
gerçeği ortaya çıkmıştır. Agartz ve ark. nın yaptıklar MR ölçümlerinde
de, 60 yaşın üstündeki erkeklerin beyindeki lateral ventriküler alanın
kadınlardan daha geniş ve beyninin ise aynı yaş kadınlardan daha
atrofik olduğu gösterilmiştir.
Yaşlanan beyinde en büyük atrofinin frontal ve temporal loplarda
olduğunu gösteren araştırmada da, bu iki bölgedeki atrofinin
erkeklerde kadınlardan önemli ölçüde fazla olduğu vurgulanmıştır.
Sonuçta yapılan çok sayıdaki araştırmalarda gösterildiği gibi, erkek
beyni kadın beyninden daha hızlı yaşlanmaktadır.
Cinsiyet ile korpus kallosum boyu arasındaki ilişkide çeşitli
araştırmalara konu olmuştur. Fakat bu konudaki araştırma çelişkilidir.
Bazı araştırmalarda korpus kallosum kalınlığı erkeklerde daha fazla
olduğu gösterildiği halde, bazı araştırmalarda kadın erkek arasında
önemli bir fark tespit edilememiştir. Elster ve ark.'larının sağ elini
kullanan sağlıklı 60 kadın ve 60 erkekte MR ile yaptıkları
araştırmada; korpus kallosumun anteroposterior uzunluğunun erkeklerde,
kadınlardan geniş olduğu ölçülmüştür.
Allen ve Gorski de yaptıkları araştırmalarda anterior commissura ve
massa intermedianın kadın ve erkekte farklılıklarını 100posmortem
kadın ve erkek beyninde incelemişler ve kadınların ortalama % 53 daha
geniş massa intermedia ya sahip olduklarını tespit etmişlerdir.
Beyin Metabolizması ve Cinsiyet
Beyin, organizmada metabolik aktif organlardan biridir. Ağırlığı vücut
ağırlığının % 2'si olmasına rağmen, bazal şartlarda bir dakikada
organizmanın kullandığı 25 ml 02'nin 50 ml'sini kullanır. Dakikada
beyne ortalama 800 ml kan gider ve 77 mg glikoz bir dakikada kandan
beyne geçer ve ATP'ye çevrilerek kullanılır. Beynin glikojen deposu
yok denecek kadar azdır. Onun için hipoglisemiden en fazla etkilenen
organların başında beyin gelir. Erkek ve kadın beyninde metabolizma
yönünden önemli farklılıklar vardır (21).
Yapılan araştırmalarda beyin kan akımının, erkeklerden daha fazla
olduğu tespit edilmiştir. Mathew ve ark. 140 sağlıklı kişide erkek ve
kadın beyninde sağ hemisfer, sol hemisfer beyin kan akımlarını ölçerek
karşılaştırmışlar ve her iki hemisferde de kadınların beyin kan akımı
erkeklerin beyin kan akımından önemli ölçüde yüksek olduğunu
bulmuşlardır (p<0.001). Bu konuda 106 sağlıklı kişide yapılan
araştırmada da, frontal sentral, temporal, paryetal, oksipital
kortekste beyin kan akımı ölçülerek, erkeklerin aynı beyin bölgeleri
ile karşılaştırılmaları yapılmış ve bütün beyin bölgelerinde
kadınların beyin kan akımının erkeklerden yüksek olduğu ve en fazla
farkın frontal kortekste olduğu tespit edilmiştir. Daha sonra yapılan
çok çeşitli araştırmalarda da, hem total hem de bölgesel beyin kan
akımı, kadınlarda erkeklerden yüksek olduğu vurgulanmıştır. Neden
kadınların beyin kan akımı erkeklerden yüksektir? Bu gün bu sorunu
cevabını tam olarak bilemiyoruz.
Araştırmacılar kadınların hematokrit değerinin erkeklerden daha az
olduğunu ve periferik direncin düşük olduğunu dolayısıyla,
kompansasyon için kadın beyin kan akımının fazla olduğunu ileri
sürmüşlerdir. Fakat hematokrit değerleri ve kan PCO2 değerleri
eşitlenen kadın ve erkek arasında aynı farkın devam etmesi, bu
hipotezi çürütmüştür. Diğer ileri sürülen bir görüş de, kadın beyninin
erkek beyninden % 9 daha küçük olması, dolayısıyle beyne fazla kan
giderek bu farkı kompanse etmeye çalışmasıdır. Fakat kadın ve erkek
beyninin vücut ağırlığına oranı arasında fark bulunmaması bu görüşü de
zayıflatmıştır. Burada çok ilginç olan nokta, 38 yaşında kadın ve
erkeğin beyin kan akımları arasındaki farkın, 58 yaşındaki erkek ve
kadın arasında da devam etmesidir. Diğer bir deyimle yaşlanma ile
kadın erkek arasındaki beyin kan akımı farkı ortadan kalkmamaktadır.
Beyin kan akımının yanında, beyin glikoz kullanımı da kadın beyninde
erkek beyninden yüksektir Baxter ve arkadaşlarının, 7 erkek 7 kadın
üzerinde beyin glikoz kullanımı ölçtükleri araştırmada; kadının bütün
beyninin glikoz kullanım hızının, erkekten % 19 daha fazla olduğu
gösterilmiştir. Araştırıcılara göre kadın beyninin glikoz kullanım
hızının erkekten fazla olması ostrojen hormonundan kaynaklanmaktadır.
Mensturyal siklusa bağlı olarak yapılan ölçümlerde östrojen hormonunun
düzeyinin en yüksek olduğu dönemde, kadın beyninin glikoz utilizasyonu
en yüksektir. Kadın yaşlandığı zaman bu farkın ortadan kalkması, bu
hipotezi destekler görünmektedir. Beyin glikoz kullanımının dişilerde
fazla olduğu deneysel olarak da gösterilmiştir. 14C-desoksiglikoz
kullanılarak sıçanların östrus siklusundaki günlerde ayrı ayrı beyin
glikoz kullanımları ölçülmüş ve östrus siklusunun her basamağında,
dişi sıçan beyninin glikoz kullanımı, erkek beyninden anlamlı şekilde
yüksek çıkmıştır.
Cinsiyet ve Kan-Beyin Bariyeri
Beyin kapiller endotel hücreleri, periferik kapillerlerden farklı
olarak birbirlerine tight-junction denilen sıkı bağlantılarla
bağlanmış ve pinositotik aktivitede, yok denecek kadar azdır. Devamlı
bir bazal membran içeren bu endotel hücreleri, kan ile beyin arasında
özel bir bariyer oluştururlar. Kan beyin bariyeri permeabilitesinin
artması, vazojenik beyin ödemi gelişmesine neden olduğu için, klinikte
önemlidir. Fizyolojik koşullarda nöronların homeostasisini sağlayan
kan-beyin bariyeri hipertansiyon, konvulziyon, iskemi gibi pek çok
patolojik koşulda permeabilitesini artırır (diğer bir deyimle,
kan-beyin bariyeri yıkılır) ve istenmeyen nöronal hasarlar ortaya
çıkabilir. Alzheimer hastalığı, şifrozen gibi pek çok psikiyatrik
bozuklukların patogenezinde de kan-beyin bariyerinin yıkılmasının
önemli olduğu vurgulanmıştır. Özellikle Alzheimer hastalığında nöron
ölümünden ve nöritik plak oluşumunun artmasından kan-beyin bariyerinin
yıkılmasının önemli olduğunu gösteren pek çok araştırma yapılmıştır.
Dişi ve erkekte kan-beyin bariyeri permeabilitesinin fizyolojik
koşullarda farklı olduğu, sıçanlarda yapılan araştırmalarla ortaya
koyulmuştur. Bu araştırmaya göre bazı sıçan türlerinde, bariyer
permeabilitesi dişilerde erkeklerden daha fazladır. Daha sonra Öztaş
ve ark.'larının yaptıkları araştırmalarda, bu farkın hipertansiyon,
kolvulziyon gibi patolojik koşullarda da olduğu deneysel olarak
gösterilmiştir.
Aynı doz bikukullin ile oluşturulan konvulziyonlarda dişilerde daha
fazla kan-beyin bariyeri yıkılmakta ve daha fazla vazojenik ödem
oluşmaktadır. Patolojik koşullarda erkeklerin kan-beyin bariyeri
permeabilitesi daha az yıkılmaktadır. Diğer deneysel araştırmaların
çoğunda olduğu gibi kan-beyin bariyeri konusundaki araştırmalar da
erkek deney hayvanlarında yapılmakta, dişideki mensturyal siklusun
deneyleri bozacağı görüşü buna neden olmaktadır. Oysa dünya nüfusunun
yarısı kadın, yarısı erkek ve mensturyal siklusta fizyolojik bir olay
olduğuna göre erkek deney hayvanlarından elde edilen sonuçlara göre,
dişileri yorumlamak pek çok bilimsel hataya neden olabilir. Çünkü,
kadın ve erkek beyni kan-beyin bariyeri permeabilitesindeki farklılık
gibi, pek çok yönden erkekten farklıdır. Hem fizyolojik, hem de
patolojik koşulda kadın ve erkek beyninin farklı olması tedavi
açısından da önemlidir.
Kadın ve Erkek Beyninde Serotonin Metabolizması
Serotonin (5-hidroksitriptamin-5HT) merkez sinir sisteminin en önemli
nörotransmiterlerinden biridir. Beyin serotonin metabolizması,
serotonin reseptörleri ve serotonin miktarları ile çeşitli hastalıklar
arasında sıkı bağlantılar olduğu ileri sürülmüştür. Serotonin
metabolizması ile ilgili olduğu ileri sürülen hastalıklar:
Affektif hastalıklar
Anksiyete
Obsesif-kompulsif hastalıklar
Şizofreni
Uyku bozuklukları
Beyin yaşlanması ve nörodejeneratif hastalıklar
İlaç bağımlılığı
Ağrı duyarlığı
Stres hastalıkları
Obesite
Bu hastalıkları tek bir serotonin metabolizmasının bozulması ile izah
etmek çok zor olmakla birlikte, serotonin beyinde miktarının
değişmesinin bu hastalıkların oluşumunda çok önemli bir rol oynadığını
ileri sürmek mümkündür. Bunlara ek olarak intihar ve beyin serotonin
metabolizması üzerinde de pek çok araştırma yapılmış ve intihar
girişiminde beyin serotonin miktarının azalmasının önemi
vurgulanmıştır.
İntihara teşebbüs eden 12 kişinin beyin omurilik sıvısı 5-HIAA miktarı
19 ng/ml bulunurken, intihara teşebbüs etmeyen 9 kişide bu miktar, 25
ng/ml olarak tespit edilmiştir. Psikiyatrik bozukluklara bu kadar
yakın ilişkisi olan serotonin, kadın ve erkek beyninde farklı dağılımı
olduğu gösterilmiştir.
Aynı yaş grubunda kadın ve erkekten elde edilen beyin omurilik
sıvısında, serotonin yıkım ürünü olan 5-hidroksi indolasetik asit
(5-HIAA) miktarları ölçülmüş ve kadınların beyin omurilik sıvısında,
5-HIAA miktarlarının erkeklerin beyninden önemli oranda yüksek olduğu
tespit edilmiştir. 176 erkek beyninden alınan beyin omurilik sıvısında
S-HIAA konsantrasyonu 115+0.10 nmol/L olduğu halde, 124 kadın
beyninden alınan sıvıda bu miktar 137.+0.10 nmol/L olarak ölçülmüştür.
Bu fark, istatistiksel bakımdan anlamlıdır (p<0.005). Kadın ve erkek
beyninde serotonin miktarlarının farklılığı yanında, serotonin sağ ve
sol hemisferde farklı şekilde dağıldığı da gösterilmiştir. Postmortem
yapılan araştırmada, serotonerjik mekanizmayı gösteren imipramin
bağlama bölgelerinin, kadın sağ orbital frontal korteksine erkekten
daha fazla olduğu gösterilmiştir. Serotonin mekanizmasının kadında
hemisferler arasında asimetrik olması, sağ ve sol hemisferler
arasındaki asimetride rol oynayabilir mi? Bilindiği gibi sağ hemisfer;
sözel olmayan, sentetik, spasyal, algisal fonksiyonları, sol hemisfer;
sözel, analitik sıralı zamana bağlı fonksiyonları üstlenmektedir.
Erkeklerde kadınlara göre interhemisferik asimetri daha belirgindir.
Bu asimetride kadın ve erkekteki nörotransmiter muhtevalarının
farklılığı önemli rol oynayabilir.
Diğer taraftan cinsiyet ve psikopatoloji arasında da yakın ilişki
vardır. Erkekler otizm, çoçukluk davranış bozuklukları, psikopati,
cinsel sapmalar, erken başlayan kronik gelişim gösteren şizofrene
yatkın oldukları halde, kadınlar depresyon (nörotik ve psikiyatrik
formları) özellikle unipolar depresyon, anksiyete, fobiler histeri ve
aneroksiya bulimia gibi hastalıklara çok daha fazla yatkındırlar. Bu
hastalıkların patogenezinde diğer nörotransmiterler yanında serotonin
de önemli bir yere sahiptir.
Kadınlarda daha fazla görülen migren türü baş ağrılarında da serotonin
nörotransmiteri önemli bir yere sahiptir. Migrenin aura fazında
salgılanan nörotransmiter, serebral vazokonstriksiyona ve beyin kan
akımının azalmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla serotonine
fizyolojik, patolojik pekçok fonksiyonları yönlendirdiği için,
salınmasını artıran, azaltan, reseptörlerini bloke eden,
metabolizmasını düzenleyen pek çok ilaç ile merkez sinir sistemindeki
fonksiyonları regüle edilmektedir. Bu ilaçları kullanırken de kadın ve
erkek beyninde serotonin muhtevasının farklı olduğunu bilmek önemli
bir ipucu olarak görülmektedir.
Serotonin kadın ve erkek beyninde farklı dağılımının yanında GABA,
Dopamin, Noradrenalin, Asetilkolin gibi nörotransmiterlerin miktarı da
her iki cinsin beyninde farklılık göstermektedir. Merkez sinir
sisteminin en önemli inhibitör nörotransmiteri olan GABA (Gamma
aminobutirik asit) erkek ve dişi beyninde farklıdır. Yapılan
araştırmalarda, GABA-T aktivitesinin, erkeklerin beyninde dişilerin
beyninden daha yüksek olduğu tespit eilmiştir.
Sonuç olarak, hem fizyolojik, hem yapısal, hem de biyokimyasal yönden
kadın ve erkek beyinleri arasında çok önemli farklılıklar vardır.
Yapılan son araştırmalarla da bu farklılıklar daha da büyük önem
kazanmaktadır. Hem fiyolojik davranışlarda, hem psikiyatrik ve
nörolojik bozukluklarda bu farkı göz önüne almak son derece önemli
görünmektedir.
|